Son Haberler

1/25/2014

ADIGELERİN SON 150 YILI ve SOÇİ OLİMPİYATLARINA OLUMLU BAKMAMIZIN NEDENLERİ

Devamını oku...

1/2/2013

KAFFED VE PROTESTO

Devamını oku...

5/25/2012

Çerkesya Denilince Ne Anlıyoruz?

Devamını oku...

5/15/2012

Шъыгъо Маф (Yas Günü)

Devamını oku...

3/19/2012

Adıgeler Düzcede Toplandı

Devamını oku...

11/14/2011

Derneğimizin 2.nci Olağan Genel Kongresi Yapıldı

Devamını oku...

ADIGELERİN SON 150 YILI VE SOÇİ OLİMPİYATLARINA OLUMLU BAKMAMIZIN NEDENLERİ

1864 yılında savaşın kaybedilmesinden sonraki dönemde gerek anavatanda yaşananların gerekse diasporadaki yaşananların kısa özeti ve incelemesini aşağıda görebilirsiniz. Bakış açımızın temellerinin bir özeti olan bu yazı ile Sochi olimpiyatları konusundaki düşüncelerimizi Adıge kamuoyuna ve konu ile ilgilenen herkese duyurmak istiyoruz.

1-OSMANLI ve TÜRKİYE CUMHURİYETİNDEKİ ADIGE DİASPORASININ SON 150 YILI

1864 yılından günümüze Adıge’lerin Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyetindeki siyasi yaşam süreçlerini özetle şöyle dile getirebiliriz.

Bazı Adıge’ler, 1864 Rus-Adıge savaşın bitiminden önce de kapılarını hep açık tutan Osmanlı’ya gelip yerleşiyorlardı. Osmanlı Devleti sarayda, orduda ve devlet hizmetlerinde Adıge’lere görev veriyordu. Adıge’lerden çok memnun kalınmış olunmalı ki 1864 yılından önce Göç Komisyonu, Göçmen Kanunu ve İskân Kanunlarını çıkartmıştı. Çünkü Adıge’lerin yardımsız ve yalnız başına Rus-Adıge savaşını kazanamayacağını çok önceden fark etmişti. Bu hazır savaşçı topluma Osmanlı’nın da çok ihtiyacı vardı.

1864 yılında Singapur’da konsolosluk açan Osmanlı Devleti, yanı başındaki Adıge’lere siyasi destek sağlayamadı. Adıge’ler İngiltere’den siyasi istekte bulundularsa da başarılı olamadılar. Siyasi destek istemeye, askeri yardım alabilme umuduyla İstanbul’a gelen Zanıqo Sefer ve heyeti istedikleri siyasi desteği alamadığı gibi heyet başkanı Zanıqo Sefer bir müddet tutuklandı ve sonra da serbest bırakıldı. Zanıqo Sefer eli boş olarak Çerkesya’ya dönmek üzere yola çıktı.

Zanıqo Sefer savaşın sonucunun ne olacağını gördüğü için, umutsuzluk içinde kendisini bekleyen heyete “ben şimdi ne diyeceğim” diye at sırtında giderken, duyduğu acıya yüreği dayanamadı ve çatladı. Attan düştü ve orada öldü. (Anlatım Shkhalakho Ebu).

Ve 21 Mayıs 1864 günü Çerkesya’daki savaşın son bulduğu ilan edildi. Adıge’ler Çarlık Rusya’sı tarafından anavatanları Çerkesya’dan çıkmaya zorlandı. Öyle baskılar ve zorlamalar yapıldı ki kalmak ve baş eğmek isteyenler de zorlamalara ve baskılara dayanamadılar. O zorlu sürgün trajedisi yaşandı. O zorlu terk ediş halen söyleniyor ve yazılıyor. O günün acısını ve zorluğunu unutamayan Adıge’ler her yıl 21 Mayıs gününü acı bir gün olarak anıyorlar. O acı günler anısına diasporada ve anavatanda anıtlar da yapılmıştır.

Devamlı Adıge göçmen isteyen ve ön hazırlıklarını yapan Osmanlı Devleti, mevcut uygulama planları çerçevesinde devletin problemli ve stratejik bölgelerine, tehlikeli gördüğü noktalarına, Adıge’leri yerleştirdi. Bugün savaşın sürdüğü Suriye’ye ve Golan Tepelerine yerleştirilen Adıge’ler bu savaşta yine ikinci defa ölüyorlar. Balkanlara Tuna nehri boylarına ve diğer bölgelere yerleştirilenler ise 1877 Berlin anlaşması sonucunda ikinci bir göçü de yaşadılar. Netice olarak dil bilmeyen Adıge’ler Osmanlı Devletinin bütün savaşlarına katıldılar ve canlarını verdiler.

Osmanlı’nın kendi vatandaşı olarak Suriye’ye yerleştirdiği Adıge’lere Türkiye Cumhuriyeti, kendi vatandaşı olarak bugün sahip çıkmıyor. Türkiye Cumhuriyeti özel olarak sahip çıkmalı, vatandaşlık vermeli ve maddi yardım yapmalıdır. Tıpkı Türkmenlere ve Bulgaristan Türklerine sahip çıktığı gibi… Ve de başka ülkelerdeki Türklere sahip çıktığı gibi. Çünkü onlar Türkiye’nin mirasını devraldığı Osmanlı Devleti’nin kayıtlı vatandaşlarıdırlar. Türkiye Cumhuriyeti bu yardımları yapmaktan aciz değil. Siyasi ve ekonomik gücü buna yeterli. Samimi ve iyi niyetle bunu bekliyoruz. Suriyeli Adıge’ler de bunu bekliyor. İlgili Bakanlıklarımızdan bunu bekliyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Başbakanı Sayın Tayyip Erdoğan, ecdat ve yadigârlarına, eserlerine sahip çıktığı gibi bu ecdat vatandaşlarına da sahip çıkmalıdır. Suriyeli Arap kökenlilere, Iraklı Arap Kökenlilere ve diğer sığınmacılara gösterilen şefkat ve merhametin bu hemşerilerimiz Adıge’lere de gösterileceğine inanıyoruz. Halen Düzce’de ve başka yerlerde ikamet eden bu ailelere Kızılay’dan, Valiliklerden veya başka Devlet Kurumlarından, oturma izni harçları ve Devlet Hastanelerindeki sağlık hizmetleri desteğinin dışında bir yardım yapıldığını bilmiyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti kurulurken padişahın etrafında yer alan Adıge’ler padişahın yanında Cumhuriyetçiler ile savaştılar ve öldüler. Yine bir Adıge olan Çerkes Ethem padişah için yapılan isyanları Cumhuriyetçiler adına bastırdı. Çerkes Ethem’in ilk birliklerinin çok büyük çoğunluğu Adıge’lerden oluşuyordu. Ancak gerek Kuva-yi Seyyare birliklerinde Cumhuriyet için savaşan Adıge’ler gerekse Osmanlı Padişahının yanında savaşan Adıge’ler bu mücadelelerini, siyasi bir tercihten ziyade, yeni geldikleri bu topraklarda yaşayan yeni komşularına zor günlerinde destek olmak adına verdiler. Canlarını yeni vatanın müdafaası için verdiler.

Ulus devlet kuran M. Kemal Atatürk’ün Anadolu’daki harekâtına bütün Adıge-Abhaz komutanlar ve devlet adamları ile zengin Adıge’ler destek oldular.

Savaşın sonunda ve Cumhuriyet kurulduğunda bütün bu Adıge ve Abhaz önderler tasfiye edildiler. Sürgüne uğradılar. Örneğin Çerkes Ethem sürgünde ölmüş, Rauf Orbay ise uzun yıllar sürgünde kalmıştır.

Cumhuriyetin kurulmasından sonra Adıge ve Abhaz’lar büyük sıkıntılar yaşadılar. Ana dillerini konuşmaları yasaklandı. Okullardan atıldılar. Kendilerinin kurduğu okullar kapatıldı. Bazı bölgelerde (Gönen gibi) iç sürgün hazırlıkları yapıldı.

1950 yılında serbest seçimler yapılıp Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi ile biraz nefes alındı. 1960 ve 1980 ihtilalleri ile yine sıkıntılı bir dönem ortaya çıktı. Zorluklarla açılan ve ayakta tutulan Kafkas Kültür Dernekleri kapatıldı. Tutuklamalar oldu.

İhtilal dönemlerinin sonunda, serbest seçimlerin yapılması ile siyasi hayatın normalleşmesinden yararlanan Adıge’ler yeniden dernekler kurdular. Türkiye’nin AB’ye üye olma girişimleri neticesinde siyasi hayatta rahatlamalar oldu. Sivil örgütlenmelere kolaylıklar getirildi. Bu dönemde derneklerimiz zamanla rahatladı. Ancak 2000’li yıllarda Kafkas Dernekleri Federasyonu kurulabildi. 2002 yılına kadar etnik azınlıklar Osmanlıda ve Türkiye’de gerçek manada hiçbir siyasi ve/veya kültürel varlık gösteremediler. Kimsenin kendi halkı ve kültürü için bir şey yapmasına izin verilmedi. Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidara gelmesi Türkiye’deki etnik azınlıklar için bir dönüm noktası oldu. 2002’den sonra demokratik ve kültürel haklar ön plana çıkmaya başladı. Biz Adıge’ler bu gelişmelerden imkânlar çerçevesinde yararlanmaya çalıştık. Yapılanlar yeterli düzeyde olmasa da Adıgece seçmeli ders olarak okullarda okutulmaya başlandı. Avrupa fonlarından yararlanma imkânları oldu. Kurslar açıldı ve kitaplar basıldı. Bu kurslar sayesinde Adıgece dil eğitmenleri yetiştirildi. Dil kursları serbestçe verilmeye başlandı. Federasyon ve derneklerimiz daha özgürce çalışmaya başladılar. Çalışma alanlarını genişlettiler. Özgürce Dernek isimlerini alabilme olanağı buldular. Bu dönemde Düzce Kuzey Kafkas Kültür Derneği adını değiştirerek, özgün adı olan Düzce Adıge Kültür Derneği adını aldı. Yine bu derneğin girişimleri ile Düzce Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesinde Kafkas Dilleri ve Kültürleri Çerkez (Adıge) Dili ve Edebiyatı bölümü açıldı. Düzce Üniversitesi ile Adıgey Devlet Üniversitesi arasında bir anlaşma yapıldı. Bu bölüm için yapılan anlaşma çerçevesinde Adıgey Cumhuriyetinin başkenti olan Maykop’ta bulunan Adıgey Devlet Üniversitesinden biri Profesör ve ikisi Doçent unvanına sahip üç öğretim üyesi getirildi. Bir Devlet Üniversitesi statüsünde olan ve tüm giderleri yasalarla sağlanan bütçesi tarafından karşılanan Düzce Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Çerkez Dili ve Edebiyatı bölümü 2013-2014 öğretim yılında ilk öğrencilerini alarak öğretim hayatına başladı. Bazı üniversitelerde Adıge ve Abhaz dili seçmeli ders olarak müfredata konuldu.

Kabartay Balkar Cumhuriyeti Nalçık şehri Müftülüğü ile Düzce şehri Müftülüğü arasında da bir protokol imzalandı. İki şehirde bulunan müftülükler bugün ortak projelerde birlikte çalışmalar yürütmektedirler. Düzce Müftülüğü, Nalçık müftülüğüne ayni, nakdi ve manevi desteklerde bulunmakta ve karşılıklı ziyaretler teati edilmektedir.

Türkiye’den birçok öğrenci Maykop ve Nalçık Üniversitelerinde eğitim almaktadırlar. Yaz aylarında birçok aile rahatça ve korkusuzca anavatanını ziyarete gidebilmekte ve küçük çocuklarını yalnız başına da olsa gönderebilmektedirler.

Rusya Federasyonu ile Türkiye Cumhuriyetinin siyasi ekonomik ve kültürel anlaşmalar yapması ve barış tesis etmeleri biz Adıge’ler için de büyük faydalar sağlamıştır.

Bu yazı diasporanın 150 yıllık geçmişinin özetidir. 1864 yılından bu yana bu coğrafyada bu son 10 yıl gibi hiç günümüz olmamıştır. Daha iyi olmasını umut ediyor ve diliyoruz.

 

2-ÇARLIK RUSYASI, SSCB VE RUSYA FEDERASYONUNDAKİ ADIGELERİN SON 150 YILI

Rusya Çarlığı ile Adıge’ler arasında Çerkesya’da yapılan savaş 1864 yılında sona erdi. Adıge’ler mağlup oldular. Vatanları Çerkesya işgal edildi.

1864 yılından önce göçmen komisyonu kuran, göçmen yasası ile iskan kanunu çıkaran Osmanlı’nın Adıge siyasetini anlayan ve Osmanlı’nın Adıge’leri göçmen olarak istediğini bilen Rusya Çarlık Yönetimi, savaşın sonucundan emin olduğu için, Adıge’leri Çerkesya’dan nasıl çıkaracağını nasıl baskılar yapabileceğini ve nasıl bir siyaset uygulayacağını çok önceden planlamıştı. Böylece sürgün planları savaş sonuçlanınca uygulamaya konuldu. Bu planlamalar neticesinde Adıge’lerin çoğunluğu vatanlarını terk etmeye zorlandı. Çok büyük bakılar yapıldı ve büyük bir trajedi yaşandı. Bu göç, sürgün ve trajedi çok konuşuldu ve yazıldı. Anavatanlarından sürgün edilen Adıge’lerin evleri, yerleri ve diğer varlıklarına el koyuldu. Malları ve mülkleri yağmalandı. Arazilerine Rusya içlerinden getirilen göçmenler yerleştirildi. Çerkesya’nın doğal demografik yapısı değiştirildi.

Göç etmeyen ve her zorluğa katlanarak anavatanda kalan Adıge’lerin de mallarına el konuldu. Bir kısmı belirli bölgelere toplandı. Etraflarına Kazak köyleri inşa edildi. Adıge’ler kendilerine izin verilen topraklarında evler ve köyler kurarak yeniden hayata başladılar. Bu yeni hayatla beraber eğitim de başladı. Ekim devrimine kadar geçen 50-60 yıllık sürede birçok subay, bürokrat, siyasetçi, edebiyatçı, eğitimciler, sanatçılar ve zanaatkârlar da yetişti.

Adigeler için 1917 Ekim devrimi esas dönüm noktası oldu. Ekim Devrimi lideri Lenin, etnik halkların da içinde olduğu bir Sosyalist devlet kurdu.

Lenin Devlet yönetiminde emeği ön planda tuttarak halkların da kendilerini yönetme prensibini uygulayarak kurduğu Sovyetler birliğinde özerk bölgeler ve cumhuriyetler kurulmaya başlandı.

Kendilerini yeterli bulan eğitilmiş Adıge’ler ve önder Adıge lideri Hakurate Krasnodar şehrinde 27 Temmuz 1922 de Çerkes Özerk bölgesini kurdu. Daha sonra bu ad değiştirilerek Adıge Özerk Bölgesi adı verildi.

Sovyetler Birliği’ndeki 1990’daki değişimden sonra Lenin’in Rusya’daki heykelleri çok yerde yıkıldı ve kaldırıldı. Adıgey Cumhuriyeti’ndeki Lenin heykelini Adıgey Cumhuriyeti ve halkı kaldırmadı ve kaldırmak isteyenlere karşı çıktılar. Çünkü Adıge’ler Lenin’e minnet borçlulardı. Lenin’in devlet prensipleri olmasaydı bugün Adıgey Cumhuriyeti olmayacaktı. Adıgey’in başkenti Maykop şehrinde parlamento binasının önündeki parkta ve şehrin en güzel yerinde Lenin heykeli bulunmaktadır. Adıge’ler mutlu günlerde ve düğünlerde Lenin heykeline ve Sürgün Anıtı’na da çiçek koymaktadırlar.

Türkiye’de olduğu gibi Adıge’ler 1864 yılından bu güne Rusya’da yapılan bütün savaşlara katıldılar. Büyük kayıplar verdiler. Savaşların bütün sıkıntılarını ve yokluklarını Ruslarla birlikte yaşadılar. Savaşlar sonunda Sovyetler Birliğinde çok az sayıda verilen savaş nişanlarının en birincisi olan kahramanlık nişanı Andırkhuay Ruslan’a verildi ve anısına kendi köyünde bir müze yapıldı.

Adıgey Özerk Bölgesi gelişirken özgün Adıge eğitimi de başladı. Adıge’ler siyaset yapmayı ve devlet yönetmeyi öğrendiler. Yönetim merkezinin Maykop şehrine alınmasıyla şehir gelişmeye başladı. Dönemin Adıge Özerk Bölge Sekreteri ve Başkanı Berzeg Nuh zamanında Adıgey Parlamento Binası (Vunefıj:Beyaz Ev) yapıldı. Kamu binaları ile sanayi tesisleri kuruldu. Berzeg Nuh’u saygıyla anıyoruz. Çok büyük bir alan olan Tulski Rayonu da onun zamanında Adıgey’e katılmış ve Adıgey’in toprak alanı 7600 km²’ye ulaşmıştır.

Bugün Sovyetler birliğinde sayıları 3 tane olan özel tiyatro binalarının biri başkent Maykop’tadır. Hastaneleri ve müzeleri ile kendisine yeterlilik kazanan Adıgey Özerk Bölgesi Glasnost (açıklık) ve Perestroyka (Yeniden Yapılanma) dönemlerinde gelişmeleri değerlendirdi. Carme Aslan başkanlığındaki Adıgey Parlamentosu 3 Temmuz 1991 tarihinde Cumhuriyet olma kararı alarak Adıgey ÖSSC statüsü ile Federal sistem içerisine girdi. Adıgey Cumhuriyeti’nin ilk devlet başkanı Aslan Carım ile Cumhuriyetin kuruluşuna katkı sağlayan herkese ve milletvekillerine minnetlerimizi arz ederiz. Ayrıca Rus parlamenter çoğunluğunun demokratik anlayışını takdir ediyor ve teşekkür ediyoruz.

Özetle Cumhuriyet ile beraber Adıge dili resmi dil olmuş, yeni anayasa yapılmış ve tarihi Adıge Bayrağı resmen kabul edilerek parlamento binasına asılmıştır.

Yugoslavya savaşının içinde kalan Kosovalı Adıge’lere Adıgey Cumhuriyeti vatandaşlığı verilerek Maykop şehrinde iskân edilmeleri sağlanmıştır.

Diasporadan gelen ve gelecek olan Adıge’ler için Mefehable köyü planlanmış ve diasporadan gelenlere oturma izni ve pasaport verilmeye başlanmıştır. Diasporadan gelen Adıge’ler bir uyum derneği kurmuşlar, istek ve ihtiyaçlarını yasal yollardan dile getirmeye başlamışlardır. Bu dernek halen faaliyetlerine devam etmektedir.

Köylerde bulunan camiler yenilendi ve ibadete açıldı. Maykop Şehir merkezine büyük bir cami inşa edildi ve müftülük müessesesi kuruldu. Maykop’a Müslüman Mezarlığı yapıldı.

1991 yılında ilk defa Türkiye’den 17 öğrenci getirilip devlet üniversitesinde tam zamanlı olarak ve tüm masrafları karşılanarak eğitim verilmeye başlandı.

Vatandaşlık yasaları üzerinde halen devam eden çalışmalar yapılmaktadır.

Maykop şehrine bir Sürgün Anıtı’da yapılmıştır.

Suriye’den Anavatana dönen savaş mağdurlarına elden geldiğince, yetmezse de yardım edilmekte ve sığınacakları bir yer temin edilmektedir.

Diasporadan anavatana ve anavatandan diasporaya öğrenci ve gezi programları yapılmaktadır.

Abhazya’nın kurtuluş savaşında etnik ve kan kardeşimiz Abhaz’lara savaş dönemlerinde sosyal yardımlar yapıldı. Krasnodar bölgesindeki Kazaklar Adıge’ler ile beraber savaşlara katıldılar ve insan kayıpları verdiler.

Düzce Üniversite Rektörü ve yetkilileri ile Düzce Adıge Kültür Derneği (Eski adı ile Düzce K. Kafkas Kültür Derneği) yöneticileri Maykop’ta misafir edildi. Bu ziyaret sırasında Adıgey Devlet Eğitim Üniversitesi ile Düzce Üniversitesi arasında resmi bir protokol imzalanarak Düzce üniversitesinde yeni açılan Kafkas Dilleri ve Kültürü Çerkez Dili ve Edebiyatı bölümü için biri profesör ikisi doçent olmak üzere üç Adıge Dilbilimcisi ve Öğretim üyesi Düzce’ye gönderildi.

Ekim devriminden sonra Ruslar ve Adıge’ler arasında bir savaş durumu olmamıştır. Rejim karşıtları hariç kimse Adıge olduğu için sürgüne veya kıyıma uğramamıştır.

1917 Ekim devriminden sonraki gelişmelerde Özerk Bölge oluşumu, Adıgey Cumhuriyeti’nin kurulması ve sonraki bu gibi iyi gelişmeler, hep Sovyetler Birliği ve Rusya Federasyonu’nun Anayasaları ve yasal düzenlemeleri içinde yapılmışlardır. Bugüne kadar merkezi yönetim ile cumhuriyetler arasında barış bozulmamıştır. Barış içinde yaşanarak gelişim sağlanmıştır.

Cumhuriyetleri kuran önderler ile bugüne kadar cumhuriyetleri yöneten siyasetçiler, mevcut federal sistem içinde nasıl yaşanacağını ve cumhuriyetleri nasıl güçlendirip yöneteceklerini biz diaspora Adıge’lerinden çok daha iyi bilmektedirler. Bundan kimsenin şüphe duymasına gerek yoktur.

 

3-SONUÇ

150 yıllık diaspora ve anavatandaki yaşam ve gelişmeleri olumlu ve olumsuz yönleri ile noksanları da olsa özetlemeye çalıştık. Objektif olarak toparlamaya çalıştığımız bu iki bölümlük yazıyı yayınlamamızın ana nedeni Sochi de yapılacak olimpiyat oyunlarıdır. Malum, Türkiye’de ve diğer diasporalarda Sochi olimpiyatlarının işgal edilmiş ve kan dökülmüş bu topraklarda yapılacak olmasından dolayı, bu olimpiyatlara tepki gösterilmektedir. Anavatanda kan dökülmemiş, savaş yapılmamış yer yoktur. Bir kısım dernek, federasyon grup ve şahıslar aktif olarak olimpiyat karşıtı gösteri, protesto etkinlikleri ve yayınlar yapmaktadırlar. Demokratik topluluklarda şiddet olmadığı sürece tepki göstermek doğal haktır. Bu olimpiyatların protesto edilmesi ile ilgili sunulan gerekçeler de doğrudur. Kafkasya’da savaş yapılmadı diyen de yoktur. Ama yine de biz bu olaya başka bir pencereden bakmak istiyoruz.

Sochi olimpiyatlarının yapılmasına Cumhuriyetlerimiz, anavatandaki sivil toplum örgütlerimiz ve kanaat önderlerimiz ile kardeş Abhazya Cumhuriyeti nasıl tepki vermektedirler, bir de ona bakalım.

Gerek Cumhuriyetlerimizin, gerekse Abhazya Cumhuriyeti ve bazı sivil toplum örgütlerimizin Sochi Olimpiyatlarına katılacaklarını biliyoruz. Yeri gelmişken tarihten bir iki olayı hatırlayalım.

1917 Ekim devrimi arifesinde Düzce’den 8-9 Adıge din adamları Padişah tarafından Krasnodar bölgesine gönderilmiştir. Bunlara verilen görev Din eğitimi vermek ve Kur’an Kursları açmaktır. Giden adamlara baktığımızda konunun din eğitimi meselesi olmadığı ortaya çıkmaktadır. Devrimciler ve Çarlık Rusya’sı savaş durumundadır. Bu dönemde Adıge devrimcilerinden sosyalist lider Hakhurate Adıge Özerk Bölgesini kurmaya çalışmakta idi. Gidenlerin bir kısmı din işleri ile uğraşırken bir kısmı da siyaset ile uğraşmakta ve Adıge’lerin Çar yönetimini desteklemelerinin daha doğru olacağına dair bir propaganda yürütmekte idiler. Özerk bölge kurmaya çalışan Hakhurate ile giden şahıslar arasında çatışma çıkmıştı. Bu çatışmada 1 kişi ölmüştü ve 2 kaybında akibeti bilinmemektedir. Diğer kalanlar da başarısız olarak Osmanlı’ya geri dönmek zorunda kalmışlardır.

Yine aynı dönemde bir Abaza olan Bıtba Mustafa Bey başkanlığında bir heyet Hazar Kafkasyasına gönderilmişlerdir. Dağıstan’da Kafkas halklarından gruplarla Birleşik Kafkasya Cumhuriyeti adında 11 Mayıs 1918’de bir devlet kurmuşlardır. Resmi dili Kumukça olan bu devlet halk tabanında destek bulmamış ve Ekim Devrimi orduları tarafından yıkılıp dağılmıştır. Bu yıkılan devletin yöneticileri Türkiye’ye irtica etmişlerdir. Türkiye onların iaşelerini temin etmiştir. Başkan Şimakho Kozok ‘un mezarı Türkiye’dedir.

1944 yılında Rusya’ya karşı savaşan Almanlara Kafkasya’da Çeçenler, Karaçaylar, Balkarlar yardım etmiştiler. Stalin de onları bu nedenle iç sürgüne tabi tutmuştur.

Burada görüyoruz ki son 150 yıldır Kafkasya’ya dıştan yapılan müdahaleler başarısız olmuştur.

Bu hatırlatmalardan sonra baktığımızda bizim takip etmemiz gereken yol belirgin hale gelmeye başlamaktadır. Biz Adıge’lerin takip etmesi gereken yol şüphesiz barış yoludur. Zaten cumhuriyetlerimiz de bu yolu ve politikaları takip ettikleri için bugün halen varlıkları devam ettirebilmektedirler. Diasporada yaşayanlar olarak cumhuriyetlerimizin bu barışçıl varlık mücadelesine destek vermeliyiz. Yukarıda değindiğimiz gibi Padişahın din adamlarının gösterdiği yoldan gidilseydi bugün cumhuriyetlerimizin varlığı mümkün olmazdı. Birleşik Kafkasya Deseydik diğerleri gibi Anavatanda kalanlarımız da sürgüne uğrayabilirdi. Anavatandaki Adıgeler Çeçen savaşına destek verse idi 150 yılda zorluklarla elde edilen kazanımlarımızı kaybederdik. Almanlar’a destek verse idik diğerleri gibi iç sürgüne uğratılırdık.

Anavatandaki Adıge’lerin şu andaki siyasi politikaları Rusya Federasyonu içinde güçlü cumhuriyet olarak gelişimlerini sürdürmek, halklarını zenginleştirerek ekonomik refah ve barış içerisinde yaşamaktır. Ancak bu sayede dilimizin ve kültürel değerlerimizin sürdürülebilirliği garanti altına alınabileceği ortadadır. Diasporada yaşayanlar olarak çok iyi biliyoruz ki yaşadığımız ülkelerde gerek siyasi nedenler ile gerekse doğal olarak gelişen sebepler ile uğradığımız asimilasyona rağmen dilimizi ve kültürümüzü gelecek nesillere aktarmak konusunda çok ciddi engellerimiz ve sıkıntılarımız bulunmaktadır. Anavatandaki cumhuriyetlerimiz ise etnik ve kültürel varlığımızın teminatıdır.

1864 yılından bugüne kadar Diaspora anavatandaki gelişmelere hiçbir katkı sağlayamamıştır. Katkı sağlayamadığı gelişmelere ve anavatandaki cumhuriyetlerin kararlarına karışmaya hakkı yoktur.

Diasporanın çok büyük çoğunluğunun Sochi olimpiyatlarının yapılıp yapılmaması ile ilgili bir fikri de yoktur. Bu çoğunluk anavatanlarına gitmek, görmek ve akrabalarını bulmak istemektedirler. İmkanı olanlar anavatana gezmeye gitmekte ve çocuklarını eğitime göndermektedirler.

Türkiye’deki diasporanın yine çok büyük çoğunluğu anavatanla ilişkileri zora sokacak ve zararı olacak hiçbir hareketin içinde olmamışlardır ve bulunmak ta istemezler. Özellikle gençlerden olup bazı aktivitelere katılanların da büyük çoğunluğu konular hakkında yeterli tarih bilgisine sahip olmadan, yalnızca söylemlerin duygusal etkisinden dolayı bu aktivitelere katılmaktadırlar.

Legal ve barışçıl yol izleyen Cumhuriyetlerimiz ve sivil toplum örgütlerimizin bir siyasetleri vardır. Rus halkını ve Federal sistemi onlar bilmekte ve içinde yaşamaktadırlar. 150 yıldır devam eden barışın devamını diliyoruz. Adıge’ler olarak barış dönemlerinde kalkındık ve gelişimler sağladık. Sochi olimpiyatları ile ilgili gönül kırıklıklarımızın bir vesile ile giderileceğini umut ediyoruz. Barış yolunda Sochi olimpiyatlarının hayırlı olmasını temenni ediyoruz.

“Güçlü isen gücünle, güçlü değilsen aklınla barış için çalış.”


Kaynak: Adıge Düşünce Derneği 1/25/2014


Bookmark and Share

.